http://www.kapiyayinlari.com


Leyla ile Mecnun


 
BASINDA


BASINDA

Her dakika, her saat, her gün, her ay, her yıl… Nasıl milyonlarca insanın başından milyonlarca olay geçiyorsa bugün, milyonlarca söz söyleniyorsa, binlerce kitap yazılıyor, binlerce kitap basılıyorsa, milyonlarca iyilik yapılıyorsa binlerce kötülüğe karşı… Bir dönem ‘cihan devleti’ unvanını kazanmış, üç kıtada at koşturmuş insanların, atalarımızın ülkesinde de böyle olaylar oluyordu şüphesiz. Bugün çevremizde meydana gelen bir yığın olayla, hem zihinsel hem de bedensel olarak ilişkiliyiz. Bu düşüncelerle bu günden ‘geçmiş’e bakılınca bazı silik fotoğraf kareleri çıkıyor karşımıza. Bu kareler zihnimizde birleşerek, bir akış içinde bir demet oluşturarak bir filme dönüşmüyor. Sanki başka insanların tarihi gibi, sanki başka ve uzak memleketlerde yaşanmış olaylar gibi düşünüyoruz o zamanları. Oysa o insanlar bizim dedelerimiz, memleket bizim memleketimiz, topraklar da üzerinde yaşadığımız topraklar… Bugün o dedelerimizin hayatındaki ayrıntıları bizim hayatımızla ilişkilendiren, geçmiş ve bugün arasında köprü olan biri var: İskender Pala… Ortaya koyduğu eserlerle İskender Pala’yı bir divan edebiyatı uzmanı olarak düşünüyoruz. Bu doğrudur. Divan edebiyatını günümüze taşıyan, insanlara sevdiren biridir o. Ama ben onun yaptıklarına ve eserlerine şöyle bakmak istiyorum. Geçmişe baktığımda, büyük olayların etrafında, boş boş bekleyen küçük kareleri dolduran biri o. O günün hayatındaki ayrıntıları bugüne taşıyan, bugünle ilişkilendiren bir araştırmacı. Eserlerini ve çabalarını divan edebiyatını ortaya koymak, bugünden görünebilir bir hale getirmek şeklinde yorumlamak doğru olmakla birlikte o eserlere ve çabalara bir de bu yönden bakmak gerek. Edebiyat toplumun aynasıdır. İskender Pala, edebiyatı anlatırken, toplumu da anlatıyor. Özellikle son kitabı Kırk Ambar bu yönünü öne çıkaran, bu çizgiyi daha da belirginleştiren bir eser. Kırk Ambar’da Pala, divan edebiyatı üzerine konuşan yazar tavrını sürdürüyor. Ama bu kitapta görmemiz gereken önemli bir yön daha var. Edebiyat bir koluyla diğer sanat dallarına, bir koluyla siyasete, bir koluyla dine ve tasavvufa, bütün kollarıyla da insana ve hayata bağlı. Edebiyatın bu yönü Kırk Ambar’da çok belirginleşiyor. Kırkambar, denemelerden oluşan bir kitap. Ancak kitaptaki denemeler aynı konuya odaklı değil. Bu denemelerde küçük hikayelere, fıkralara çok sık rastlıyoruz. Bu küçük hikâye ve fıkralar, Kırk Ambar’ı eğlenceli bir kitap haline getiriyor. Okurken bazen gülümsüyor, bazen de hayret ediyoruz. Ama sonuçta tarih içinde, edebiyata ve hayata dair kareler doluyor zihnimizde. Kitaptaki anekdotların bazıları gerçek. Bazıları ise söylence; ancak böyle de olsa önemli bir gerçeğe vurgu yapıyor. Kırk Ambar’dan hareketle İskender Pala ile ilgili dikkat çekmemiz gereken önemli bir yön daha var: Dil ve üslup. Pala’nın anlattıkları bizim için çok önemli. Ama anlattıkları kadar bunları nasıl anlattığı da dikkat edilmesi gereken bir yön. İskender Pala, geçmiş asırlarda yaşamış dedelerimizle ilgili ayrıntıları zevk alarak okuyabileceğimiz bir üslupla dile getiriyor. Divan edebiyatıyla, o dönemde yazılmış kültür eserleriyle aramızdaki dil engelini düşününce bunun ne kadar önemli olduğunu bir kere daha anlıyoruz. Geçmişle bugün arasında nasıl bir köprü kurulur? sorusunun cevabını ben Kırk Ambar’da buldum. ‘Mafya: Dünden bugüne’ başlıklı yazı, durumu en somut ifade eden yazılardan biri. Bu tutum, bugünkü davranışlarımızın köklerinin nerelere kadar uzandığını gösteriyor. Bir kısım davranışlarımızın kodları da çözülmüş oluyor böylece. Onların bize atalarımızdan miras olduğunu da anlıyoruz. ‘Doğum’ ve ‘Bebek’ başlıklı yazılar, eskiden, dün ve bugün toplumun gündelik davranış biçimlerinin ve yaşayış tarzının farklarını ortaya koyuyor gibi durmakla birlikte aslında örtüşen–benzeşen davranışları, bu davranışların birbiri içindeki yansımalarını, izleklerini gözler önüne seriyor. Kronolojik tarihin kuru, kupkuru çizgisinde olaylara sadece bir olay olarak bakarız. Ama hayatın içinden ayrıntıları öğrenmek ve onları içselleştirmek, olaylara o günün şartlarında bakabilmemizi sağlar. Kırk Ambar, söz ettiği çok çeşitli konularla ilgili bize hem bilgi hem de bir bilinç kazandırıyor. Böylece tarihe, olaylara o günün gözlüğüyle bakabiliyoruz. İşte o zaman bazen Şeyh Galip’le, bazen Nalıncı Baba ile bazen de eski çağların sıradan insanlarıyla tanışma, konuşma fırsatı buluyoruz. Evet, İskender Pala, bizi divan edebiyatının şiir birikimiyle tanıştırırken bir yandan da o edebiyata kaynaklık eden hayatın resmini çiziyor. Pala’nın denemelerini okumak, beyitlerin, mazmunların ve çoğu kez de hayallerin peşine takılıp çağlar ötesi bir geziye çıkmak gibi bir şey... Musa Güner

5.2.2007 Tarihli yazısı
 




Bu Sayfa en iyi 1024*768 çözünürlüğünde izlenmektedir - İSKENDER PALA © 2005 Tüm hakları saklıdır.